14 Mayıs 2008 Çarşamba

Pasaportumsuz Asla!


Birleşik Arap Emirlikleri nüfusunun %80’inden fazlası yabancılardan oluşuyor. Kendi ülkesinde azınlık durumunda olan nadir bir millet…

Bu kadar çok yabancı çalışanı olunca, bazı sorunlarla karşılaştıklarından, daha bir kaç seneye kadar bir çok büyük firma dahil, personelinin pasaportuna güvenlik nedeniyle el koyuyorlardı.

Birçok işverenin ve bankanın dolandırıldığını tahmin edebiliyorum.

Düşünsenize mesela, Hindistan’ın (Nüfusun büyük çoğunluğu Hintli buranın maalesef, maalesef dememe kızmayın hemen -özellikle Nil- nedenlerini anlatacağım başka bir zamana, inanın bana hak vereceksiniz!) kim bilir hangi kasabasından bir adam geliyor, işverenin yanında bir süre çalışıyor sonra bir gün evini soyup, bankadan borçlanıp, ertesi gün kayıplara karışıyor.

Kolaysa arayın ve bulun kişiyi, 1 milyarlık nüfusun yaşadığı, isim benzerliğinin inanılmaz olduğu yabancı bir ülkede.

Dolayısıyla buradaki yerli halk kendini korumak için çalışanların pasaportunu “kasalarında saklamayı” çare olarak düşünmüş.

Pasaport yoksa ülkeden çıkışta yok.

Evet bir yanlış, yanlış bir uygulama ile ortadan kaldırılmaya çalışılmış. Bununla da kalınmamış bazı işverenler bu fırsatı kendi lehine kullanarak birçok çalışanını ezmiş ve haksızlığa uğratmış.

Hala daha birçok insanın pasaportuna el konulmakta, yasaklanmış olsa da…

Sizlere bugün kendi pasaport hikâyemi anlatacağım.

Abu Dabi’ye taşınmadan önce iş bulmayı o kadar çok istiyordum ki, ilk bulduğum işin Dubai’de olmasına aldırmadım bile.

Üstelik araba kullanmasını iki ehliyetim olmasına rağmen bilmiyordum.

Bu yüzden ilk başlarda otobüs ile gitmeye karar verdim.

B.A.E’de yaşayanlar bilirler, buradaki otobüsler tek kelimeyle korkunçturlar!

Günde dört saatim otobüste, kalan bir saatim de, dört ayrı takside psikopat sürücüler ile geçiyordu.

Haliyle benim için geçici bir işti, sürekli iş aramaya devam ediyordum bir yandan, ancak bulana kadar da çileye katlanmaya kararlıydım.

İlk defa bankacılık dışında bir sektörde, Türkiye’de altın işi yapan tanıdık bir firmanın beş kişilik Dubai ofisinde buldum kendimi.

Elli kişinin çalıştığı keyifli bir ofis ortamından sonra tam bir şoktu benim için.

İş anlayışı, profesyonellik kavramı bırakın bu firmayı, zaten bu ülkede çok farklı.

Eğitimler, İngilizce aksanlarından ilk başlarda tek kelimesini bile anlamadığım Hintliler tarafından veriliyordu.

Zor günler geçiriyordum, buda yetmezmiş gibi bir ay sonra patronum güvenlik nedeni ile pasaportumu kasasında tutacağını söyledi!

Nedenini sorduğumda “B.A.E.’de kurallar böyle.” cevabını aldım.

Daha iki gün önce gazetede yayınlanmış, insan haklarına aykırı bu uygulamanın artık yasaklandığını anlatan haberi göstermem yeterli gelmedi.

Altın işi ile uğraştıklarından riskli bir işmiş ve pasaportu güvence olarak almak zorundaymış.

İstanbul, Londra ve New York ofisinde aynı işi yaptıkları halde bu tip bir uygulamaları olmadığını hatırlatmam da yeterli olmadı.

Ben tüm bunları öne sürerken sanmayın ki mücadele veriyorum işimi kaybetmemek için, aslında tek yaptığım vakit kazanmak ve pasaport meselesini bir bahane olarak kullanıp firmadan ayrılmak.

O aralar Abu Dabi’de bir banka ile beşinci görüşmemi yapmıştım ve harika geçmişti, her an sizi işe aldık cevabını bekliyordum. Kendimden çok emindim. Hem sevmediğim bir işten kurtulacaktım, hem de pasaportumu kimseye teslim etmeyecektim.

Bir yandan da vicdan azabı çekiyordum. İşimden memnun olmasam da insanları yüz üstü bırakmak hoşuma gitmiyordu. Şirket ile yollarımı kötü ayırmak istemiyordum. Yeni başlamışken onlara işten ayrılacağımı söylemek beni çok mahcup ediyordu. Tüm bunların üstüne patron beni işe almak ile ne kadar doğru bir karar verdiğini söylemişti. Kendimi daha kötü hissediyordum.

Ne salakmışım! Bunu sonra anlıyorum.

Patron meseleyi uzatmama şaşırdı, önce “Size farklı muamele yapamam.” dedi, sonra benim ciddi olarak işimi bırakacağımı görünce ikna etmeye çalıştı.

Arada beni devrimci olmakla suçladı(???) Nedenini sormayın, pasaportunuza sahip çıkmayı devrimcilikle bir tutan, üstelik bunu kötü bir şeymiş gibi algılayan değişik biriydi.

Sonunda iki tarafta geri adım atmadı ve bir buçuk ayın sonunda görevimden ayrıldım.

Belki işsiz ama bir devrimci gibi boynum dik ofisten ayrıldım.

Haftanın 6 günü Dubai’ye otobüs ile gitmekten kurtulmuştum fakat bu sefer beni başka bir sorun bekliyordu. Bir türlü mülakat yaptığım banka beni aramıyordu.

Her aradığımda hala şansımın çok yüksek olduğunu ve sonuç olumlu-olumsuz olsun mutlaka döneceklerini söylüyorlardı.

Hiç bir zaman dönmediler. Zaten ben umudumu yitirmiştim ve hemen başka arayışlara giriştim.

28 gün sonra halen çalıştığım işimi buldum. Diğer ikisiyle kıyaslanamazdı bile.

Fakat o 28 gün benim için çok kötü geçti.

Cahil ve haksız bir zihniyeti yüz üstü bırakacağım diye vicdan azabı duyup, mahcup olmamak adına yeni bir işi garantiye almadan işimi bırakmam ilk hatamdı.

Öteki bankanın beni işe alacak en yüksek yetkilisinin “Adamlarımla konuşacağım, size hemen teklif yapsınlar.” demesine ve makamına güvenip, dürüst olduğuna inanmak yaptığım ikinci büyük hataydı.

Eminim söz konusu iki şirket beni kaybettiği için batmamıştır ancak ben iş bulamasaydım hem maddi hem manevi olarak zor durumda kalacaktım.

İş dünyasında bizler küçük balık, şirketler büyük balıklar. Profesyonellik çerçevesi içinde kalmak şartıyla, her zaman önce kendimizi düşünmemiz gerektiğini çok iyi anladım.

Kendimi bir daha böyle bir posizyona sokmamaya kesinlikle kararlıyım.

Hoşça kalın…

Haftanın kitabı: Leyla’nın Evi - Zülfü Livaneli

Haftanın şarkısı: Zero 7 in the waiting line

Haftanın filmi: Mad Money

Nilgün
2008-05-14
Bu yazı 2106  kez okundu.



Verfasser des Kommentars
:
18.05.2008
Zor olmuştur tün yaşadıkların ama şimdiki hayatını düşününce değdiğini düşünüyorum. Umarım bu olumsuz tecrübeler geçmişte kalmış olsun ve gelecek güzel şeyler getirsin... Öpüyorum seni, gelecekteki yazılarını bekliyor olacağım.


Verfasser des Kommentars
:
16.05.2008
Nilgün'cüğüm senin bu mücadeleci ruhuna bayılıyorum.Hangi ülkede nerede olursan ol,kendi dogrularından vazgeçmeyeceğine eminim.Tabiki bazı riskler alınıyor.ama olsun sen yine kendinden ödün vermemişsin ve biliyorumki herzaman doğruyu bulursun.Bravo!!!


Verfasser des Kommentars
:
15.05.2008
Yaşamak zaman zaman zorluklarla başetmek aslında...Daha önce paylaştığımız bir konuydu seninle ama yine de yazını sonuna kadar merakla ve keyifle okudum. Ellerine sağlık :)


Verfasser des Kommentars
:
15.05.2008
Yazindan cikardigim dersler:
1- Yeni bir isin olmadan eskisinden vazgecme.
2- 17 yillik arkadasim Nilly Devrimciymis :)
3- Nilly kotu hintlilere rastlamis.


Beantwortet von : nilgun
21.05.2008

bakalim senin Hindistan maceran nasil gececek Zehra cok merak ediyorum.

Beantwortet von : Zehra
21.05.2008

Asilarimi oldum, mide ilaclarimi aldim.Aslinda bende cok merak ediyorum olacaklari.Hindistan Kulturu egitimi aldim o kadar ama gidince kesin bir adet kultur soku geciririm :)

Verfasser des Kommentars
:
14.05.2008
oraya ilk gittiğinde bunca stresli dönemi yaşaman büyük şanssızlık... ama orada kaldın ve güsel bir hayat kurdun...tebrikler...:))


Verfasser des Kommentars
:
14.05.2008
Sevgili arkadaşım,yazdığın her yazında hayata,yaşanmışlığa ait çok şey öğreniyorum...okumakdan çok keyif alıyorum..umarım yakın da görüşebiliriz..sevgiyle kal..


Verfasser des Kommentars
:
14.05.2008
bu hafta hintlilerden gidiyoruz. birimiz hayran, birimiz deliriyor hintli duyunca.merak ettim devrimci nilgünün hintlilerle maceralarini...:-)bakalim neler yasatmissin zavalli gariban hintlilere:-)


Verfasser des Kommentars
:
14.05.2008
Iş hayatinda her zaman büyük balık küçük balığı yutar felsefesi geçerli.Bu yüzden bizlerin yapması gereken şey iş hayatında büyük balıkmış gibi hareket etmek.O zaman istediğimizi almamız için fırsatlar doğacaktır.
Etrafınızdaki yöneticilere bakarsanız ne demek istediğimi anlayacaksınız.
Nilicim güzel bir konuya değinmişsin.Yazılarını bekliyorum.
Sevgilerimle


Verfasser des Kommentars
:
14.05.2008
Nilguncugum, ne demek, o maleseflerin binbirini ardarda dizerim ben Hintliler hakkinda ....benim orada uc kusur yil boyunca basima gelen pismis tavugun basina gelmedi :-) hicbir millete karsi genelleme yapmayi sevmem ve Hindistan'da cok guzel gunler yasayip cok guzel dostluklar kurdum ama Hindistan'a asik gruptan degilim, onu hemen soyleyeyim..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder