22 Mayıs 2011 Pazar

Sena Icin Doktor Data

Dr. Greta Shorey, Family Medicine Consultant, Al Khaleej Clinic, Abu Dhabi, UAE Her number is 02 6104000. Let me know if you have a problem getting through to her.
Karen


Nesli:
Bana bi arkadasim asagidaki dr u cok onermisti ama hic gitmedim..deneyebilirsin..bi de gulf diognastic de kid dr' larda fena dgl..hastane olrak al noor dan falan cok cok daha iyi bak
Dr. Maurice: 026679070 The cure


Hello,
I know what you mean. Dr. Rim Shougry in Noor Hospital on Khalifa street is excellent.
She has treated both my kids for two years now.
Good luck

Hi..
Dr Kiran Kumar at NMC Hospital is a really excellent. 
He is the best among the many doctors we have consulted in Abu Dhabi for the past 2.5 years.
So glad that we found him!
Good luck to you.


Pediatrician
Indeed, Dr. Jadzia is great and Dr. May as well. Dr. May is a bit over cautious sometimes and can take it to an extreme, e.g. informing the school although there is no reason for that. She is thorough though, no doubt. 

I heard that dr Sandook in gulf diagnostic center is recommended.



Cocuk dis doktoru
DR Sascha (australian)
Maher medical centre on the corniche
near abela & mercedes is at the bottom
contact no: 02 666 3588

I recommend Maher Dental Clinic on corniche road (not far from Abela's)- don't know if they specialise in children but they are fantastic.

Sena & Uykusuzluk

Bu konuda yazmayi unutmadan
Dun aksam on cok aglattim ama birseyler yapmam lazim ne onun icin iyi ne de benim icin gece 3 saat uykusuz kalmak
Ezan sesinden korkuyor askim
Bugun internetten sleeping disorder icin birseyler okudum
Yoksa bendeki Huzursuz Bacak Sendromu (restless leg syndrome ) mu var acaba anlamadim
Arastirmaya devam etmem lazim
Bir  RLS (restles leg syndrome) miz eksikti!!!

Guzel Bir Yazi Yine Nil'den

Aksiyona geçmek isteyenlere sevgilerimle

Hayalleriniz aklınızda kelebek misali uçuşuyor ve siz onları yakalayamıyor musunuz? Kelebekler gözünüze dev gibi mi görünüyor?

Sayıları çok ve seçmekte zorlanıyor musunuz? Yoksa adları üstünde tek günlük mü ömürleri? Hayal oburu ve fakat aksiyon diyetindekilere bugünkü yazımız. Kağıt kaleminizi hazır ediniz.
Ne zaman ‘yapacaklarım' gözümde netleşse, yapmaktan çok ‘acaklar'a odaklanıyorum. İşe, bir defterle başlıyorum. Evet yeni bir defter, herşeyi oldurabilmemin ilk koşulu bana göre. Hepsini alt alta yazmak, sanki bana verilmiş bir fetva gibi kafatasıma asılacak ve sonra büyük harekat başlıyacak sanıyorum. Sadece ben değilmişim böyle sanan. Meğer listeler dururmuş insan.
Geçenlerde %99 diye bir site keşfettim. Hani ‘birşey yapmanın yüzde biri ilham, yüzde doksan dokuzu alınteri' demiş ya Edison, adını ordan alıyor bu site. Birşey yapmanın ve verimli olmanın önündeki 10 engeli şöyle belirlemişler:

1. Aksiyona geçmekte önyargı. Bu tanıdığım, ben dahil, çok insanda var. Bunlar sonsuza dek planlar dururlar. Halbuki, yapmaya başlama anında büyülü bilgiler gelmeye, yapıcı gelişmeler olmaya başlıyor. Bu önyargı, bugün bunlardan mahrum bırakıyor bizi.

2. BÜYÜK DÜŞÜNME FELCİ!(Bu isimleri ben uyduruyorum) Allahım bende çok var bu! Rüyalarımda sık sık koca dalgalarla boğuşmam da bundan olsa gerek. Başlamak üzere olduğum şey öyle büyük geliyor ki, baş laaaaa yaaaaaa mııııı yoooo ruuuum. Halbuki, ufak ufak parçalara bölün, küçük küçük başlayın diyor. Çok doğru. Hadi, parçacıklara ayıralım onları.

3. Prototip yapmak.Deneme yanılma kadar muhteşem bir yol yok. Herşeyin ilk hali berbat. Herşey zamanla, üzerinde oynadıkça inceliyor.

4. GENİŞ AÇI ŞAŞILIĞI!Bu bende had safhada. Nice albümüm, aklıma gelen yeni melodileri şarkıların bir yerlerine ekleme sevdamdan, uzadıkça uzadı. Bu uyarı diyor ki, hop fazla genişleme. Hedefini en basit haliyle yaz. Yaz ve ona rutin olarak bak. İlk fikrine, sürekli yenilerini ekleyip durursan, o kadar açılırsın ki, kaybolursun.

5. MOMENTUM! Çok mühim. Her gün her gün, ufak ufak da olsa, hedefin için çalışmalısın. Sormalıyız her gün: bugün onun için ne yaptın? Ne yaptıysan iyi yaptın. Beynini onunla meşgul tuttun, biraz daha kolaylaştırdın. Günde 30 dakika hayalin için değmez mi?

6. Rutin geliştirmek. İyidir iyi. Saat gibi kurar insanı. Bak ben o konuda fena değilim.

7. BÖL VE YÖNET. Hedefini, hedefçiklere böl. Böylece her hafta ya da ay, hedefçikler başarmış olursun. Ve damlaya damlaya göl olur.

8. Lüzumsuz toplantılardan kaçın.Ben bugüne kadar, lüzumlu çok az toplantı gördüm. Genellikle, bla bla ve bla, çay kek ve bisküvi. Buna çözüm olarak, ‘ayakta toplantı'yı bulmuşlar, ki bence harika birşey. ‘Gerekli' insanlar ayakta buluşup, fazla uzatmadan anlaşır ve eyleme doğru dağılırlar.

9. HAYIRIN GÜCÜ.İnsanın hali hazırda aldığı ivmeye, tümsek çok çünkü. İnsan uygulama anında, onu hedefinden şaşırtıcak şeylere hayır demesini bilmeli. Bakın bu konuda da, kendime puanlar verebilirim. O kadar çok şeye hayır diyorum ki, nası yol aldığıma şaşıyorum bazen.

10. Rutini bozmak.Bu da, en az rutin geliştirmek kadar iyi. Rutini bozunca, yeni şeyler biraraya gelir. Yenilik olur. İnsan arada, başka yoldan yürümeli, yolculuğa çıkmalı, kendinden beklenmez şeyler yapmalı. Her rutin, çalıştığı sürece varolsun.

Şimdi dönüp, kelebeklere bir daha bakma zamanı.
Hepimize kolay gelsin, daha doğrusu kolay kolay gelsin.

19 Mayıs 2011 Perşembe

The New York Trilogy, Cam Kent, Hayalet & Kilitli Oda

Bu kitabi ve bana hissettirdiklerini yazmam lazim cunku cok yakinda unutacagimdir,,,daha sonra...

02/09/2011

Gecen gun kizimin dagittigi kitapligimi topluyordum ve ne goreyim, meger bende bu kitap varmis zaten hemde ingilizcesi ve ben diyorum bu kitap bana niye tanidik geliyor ismi diye, bir kere okumusum daha once, ustune ingilizce kitabini almisim ve insanlar burda kitap bulamazken kitapsizliktan kirilirken benim evde kitap dolapta atil atil takilmis, hay Allahim bu kitap pesimi birakmayacak galiba ve ben nerdeyse tekrar unuttum bile, bir an once ozetini yazmam lazim.

The Wheels On the Bus Go Round & Round...

Aslinda Senan'in favori sarkisi Twinkle Twinkle Little Star ve Itsy Bitsy Spider idi fakat ben bir gun onu okula birakmaya gittigimde ogretmeni bu sarkiyi soyluyordu ve o gun bugundur bu sarki dilimde, bugun hemen internetten baktim ve sozlerini ezberledim basladim Sena ile soylemeye, hemen onun diniline dolandi, zaten okulda duymustur kac kere cok hosuna gitti annesi tarafindan ona hatirlatilmak. Sonra zaten hemen bip bip bip bip diye eliyle gostereren swish swish diye soyluyor sarkiyi askim...
Farkettimki artik benim bu sarkilari ezberlemem sart. Hem yolculukta yolda orda burda onunla vakit gecirmek icin ideal hem onun cok hosuna gidiyor.
Birde cartoon karekterleri ile tanisma zamanim coktaaaan gelmis.
Bugun Rach ve Sanca ile konusurken, babasi kizimla bilmem ne konserine gittiler diyince bende Yas'daki bir konser sandim sonra baktim anlamiyorum ismi Sesame street'teki bir karakter oldugunu soylediler, cahil anne olarak kaldim oyle.
Senam come one, dance falan diyor artik asti kendini, please mama please diyor, birde bugun isaretlerle I love You demeyi ogrettim bir kere yaptim hemen yamaya basladi cok tatli oluyor ve en guzeli bugun onu kucaklarken memesini agzindan cikardi ve mama dedi ve yanagima kocaman sulu bir opucuk kondurdu cok hosuma gitti, daha oncede bir kere falan yapmisti galiba kendi istegiyle ama uzun zaman olmustu tekrar yapmayali.
Bebegim benim ne sevimli.
Sena babasi bir kac gundur rahatsiz diye babasi ondan uzak durmaya calisiyordu ama Sena nedenini anliyamadigindan sasirsi anlayamadi babam niye uzak benden diye oda inadina gidiyor Giyasin ustune cikiyor uzaniyor, sirtindan ona sariliyor baba baba siye sayiklayip durdu,askimin baba aski beni mest ediyor.

Sena bugun Isabel ve Sara ile cok eglendi gerci oyncaklarini paylasmak hic hosuna gitmedi bazi cok sevdikleri oyuncaklar alindiginda agladi ozellikle La la teletubbies ve bebekleri...

Aski neye ugradigini sasiriryor bir anda oyuncaklari istilaya ugruyor ozel alani isgal ediliyor oda gayet normal olarak uzuluyor, yavrum benim onu oyle uzgun gormek cok uzucu ama arkadaslariyla eglenmesine engel olmadi bu durum.
Zaten Isabel ile okuldan arkadaslar.Bir ara Sena;ya Senacim ogrenmen lazim oyuncaklarini paylasman gerektigini yksa bir daha gelmezler dedim , Rach oo sure we will come again even they fight dedi cok komikti cunku baska alternativimiz yok bu yazin sicaklarinda!!:)

Bakalim haftayada biz onlara konuk olacagiz, bazi cok mesgul, kiymetli, her seye vakti olmayan ,surekli davet edilmek isteyen, hic birsekilde davet etmeye vakti ve gorgusu olmayan insanlardan degil gibiler, o yuzden cok memnunum.

22 Mayis 2011

Bugun komsumuzu evimize davet etmistimki ilk kez haftalar sonra Sena hastalandi, yuh yani sansa bak, hatun geldigi gibi gitti kapidan bile giremedi ne kadar ayip oldu, halbuki I was so looking forward to.
Ayni yasta iki sirin kiz ve annelerde arkadas olabilecek gibi ustune ayni apartmanda yasiyoruz, ikinci Stefania vakasi olabilirdi ama ne zaman olur bilmiyorum, eh be Sena, onlar gitti canlandi sonra, Allahtan canlandi Dr Pierre yoktu bugun ve o gitmeden onsuz bir haat nasil olur onu anladim ve cok moralim bozuldu, uc yeri aradim fully booked dediler geri cevirdiler:(
Unutmadan yazayim German Medical center dada bir doktor varmis onuda denemek lazim tabi randevu alabilirsek!!! so annoying :-( simdi aradim pediatric geciciymis, arada bir geliyormus!!??? zaten 6 da kapatiyorlarmis family doktor varmis ama 6 da cikip gitmisler bile

15 Mayıs 2011 Pazar

These 2 Should Be Crime & My Weekend & Sena

Haftasonlarim benim icin yasama nedenim gibi bir sey, malum isimi sevmiyorum, kizimla yeterince vakit geciremiyorum diye uzuluyorum tum bunlarin telafisi ancak hafta sonlari olabiliyor, is yok, zaman cok vesaire...

Ancak bu hafta sonum cok SIKICI gecti, uzun zamandir kendime vakit ayirmadigimdan kaportayi duzeltmek bu haftaya nasip oldu daha dogrusu sart oldu.

Yani beyazlarimi boyamadan, manikur pedikur yaptirmadan kaslarimi aldirmadan ve saclarim fonsuz hic bir poha yaramadigindan fon cektirmeden insan icine cikmam sakincali hatta yasaklanmali, ha ben yinede cikiyorum o ayri ama normal ve bakimli bir insan utanip cikmamali...

Bizde persembeden basladik kaportayi duzeltmeye duzelte duzelte bitiremedik taaaa cumartesi aksam 5' e kadar

Persembe facial ile basladik arada masaj yaptirip kiyak gectik kendimize, ertesi gun mani pedi ondan sonraki gun kas, sac boya, fon anca bitti, ne kadar uzun suruyor ve o tum randevulari alabilmek icin atilan taklalar, name spellingler yok efendim what is your phone number maaam(yuh onundeki ekrana bak sapsal, yada hala mi bir bilgisayariniz yok her seferinde ayni soruyu sormaya usenmiyor musunuz???) , no sorry we are fully booked maaaaam, what about 11 o'clock in the morning gibi benim aksam randevumu sabaha almaya calisanlarla mucadele et, aman kizimla olan vaktimi yemeden nasil randevu alirim diye dusun ustune git cogu beceriksizlerle saatlerini harca bir suru para ver ustune cok bir sey becermisler gibi tipleri dagit ustune verilen hizmet ile olani batirsinlar, birtarafinda lekeler olussun, yuzun sissin facial yuzunden,eve gel cildini tekrar temizle, parmagini kanatsinlar, yada sari saclarini siyaha boyatsinlar diye!!!!!!

Bir kere biz kadinlar olarak bunca seyi yapmak mecburiyetinde kalmamiz en kotusu
ustune para ve zaman harcayip iskence gorup hic birseye degmemesi de cabasi

Bu bir suc olmali, bir kere niye manikur ve pedikur'e ihtiyacim var ve neden saclarim beyazliyor, bakmak zorunda miyim kendime ben, bunlara harcadigimiz zamani baska seyler icin harcasak eminim kendimize daha faydasi dokunur. Birde ustune' simdi nereye gidiyorsun, ne geregi var, sacma sapan seylerle vakit harciyorsun' gibi yorum yapan kocayada ayri bir sinir oluyorsun, diyemiyorsun ki  o begenip donup donup baktiginiz kadinlara bakin bakalim analarindan dogduklari gibi mi geziyorlar??? hepsi bakimli, ve siz bakimli kadin seviyorsunuz ve o kadar aptalsinizki onlarin hic birsey yapmadan oyle olduklarini saniyorsunuz!!!

Eskiden ne aptalmisim kuafore gitmeye bayilirdim, sac boyatmak icin paralar dokerdik simdi keske hic gerek kalmasada yapmasam diyorum, mani pedi yaptirip sac boyatmaktan nefret ediyorum tek kelimeyler, sagliksiz olmasida ayri canimi SIKIYOR.
Valla insanin AIDS olmamasi mucize gibi geliyor bana, onca tip insan kimin neyi nekadar iyi steril ettigide ayri, ayrica ediyoruz diyorlar bir cok seyi ortak kullanmaya devam ediyorlar.

Tanrim neden kadinlari tuysuz yaratmadin oda ayri bir mesele ona hic girmiyecegim bile!!!

Sonra tum bu SIKICI isleri yaptigim yetmezmis gibi kadin olarak yaptirmam gereken simir testi yok gogus kanser kontrolu, ultrason derken kendimi o hic sevmedigim koltukta bacaklarimi ayirmis vaziyette buldum, hic bir zaman bir jinekologa gitmeye alisamayacagim ve rahat edemeyecegim.

Ustune acaba bu adam simdi ne dusunuyor, aklindan ne geciyor diye dusunup bana niye oyle bakti simdi bu boye diye paronaya olmadan da edemiyor mu insan gelde delirme!!!

Buda bir suc sayilmali, kadinlarin kadin olmasini saglayan rahimleri ve gogusleri kanserden muhaf tutulmali!!! bu kadar

Kardesim madem verdin iyi bak onlara, madem kadinligin sarti niye kanser oluyor bunlar , nedir bu her sene yapilan iskence, kontrol ediyorsun da ne oluyor, bu kanser olup 3 ay icinde olmeyecegin anlamina gelmiyor...
Doktorlarin da nasil muyahane ettigide ayri bir mesele, kontrole gidip turp gibisin diye gonderiyorlar seni sonra kemoterapi yollari

Neyse bu adam gogsumu sikti ve sut cikti icinden!! Allahim bu iyi mi kotu mu simdi ultrason sonuclarini bekle dur...

Ustune ultrasona bakan kadinla kavga etmisim Ufff feci simdi doktor ' ultrason sonuclariniz elime ulasti, baktim hic birseyiniz yok Nilgun Hanim' dese bile (tabii buyuk ihtimalle Nilgun bile diyemecekler nilcun yada niglun diyecek) ben nerden bileyim ultrasoncu kadinin bana gicik olup yanlis netice vermedigini???

Gunun tek iyi haberi kulagimdaki sorun icin doktora gidip randevum olmadigi halde yalvar yakar adama gorunmem ve kulagimda geleneksel orta kulak iltihabimin tekrarlanmadigini ogrenmek oldu. Bir Pewww cekiyoruz burada, internal degil external yara varmis kulaginizi kasimayin bir iki damla damlatin gecer dedi...

Cumartesi gunumun 5 saati bunlarla gecti kuzumla dogru durust vakit geciremedik bile. Tek guzel tarafi Toys R us' ta onun izin verilmedigi halde tramplen de atlamasini seyretmem di cok eglendi askim tek basina koca tramplen de, ustune balon verdim ve yuzerken bogulmayin diye kullandiginiz yilan tarzi seyleri eline verip oynadi onlarla beraber, bende arada kolumun yetistigi kadariyla ona eslik ettim.
Sena'da benim gibi fiziksel oyunlardan cok zevk aliyor, onu cekistirmem, hizla elinde tutup yurutmem, cellerinden tutup ucurmam, simdilerde koltuk tepelerinde gezinmek, masa ve tirmanabilecegi herseye tirmanmaya calismak cok hosuna gidiyor.

Tek sorunumuz geceleri kalkip muthis bir enerjiyle 3 saat mumkun degil tekrar uyumaya  gecmemesi! o kadar yorduki bizi ona bagirmdan edemiyorum derdi ne anlamiyorum

Aksamlarida uyumak istemiyor bugun misal saat 10 da ancak uyuyabildi.

Bizde de suc var bundn sonra rutininden sasmasina engel olacagim.

 Sena sarki soyluyor bir bulbul gibi hic durmadan, twinkle twinkle little star'a bayiliyor ve itsy bitsy spider'a, elleriyle bir seyler yapiyor sozleri bilmiyor uyduruyor, hayir okulda konseri oldugunda aglayip yanimiza kosan tek cocuk olmasa icim yanmayacak, konser tek kislik ve sadece bize veriliyor o kadar!
Askim 12 mayis persembe gunu kalabaligi gorunce korktu hemen Ms Mai'nin etegine tutustu onun pesinden gidiyor agliyor, oda kucagina aldi ama bizi gorunce Sena daha cok aglamaya basladi, bakti basedemiyor Ms Mai zaten yanimiza gelmek icin cabalayan Sena'yi gelin alin dedi, herkesin cocugu guzel guzel sirinlik yaparken benim kizim yanimizda oturdu arkadaslarini seyirci olarak seyretti:(
oh well Sena ile biraz isimiz olacak gibi gozukuyor ne yapalim

Acaba sorun bizmiyiz genleri mi bu sorunun cevabini arastirip bulmaliyim. G cok korumaci bende Mesi'de ama oda bir yil oldu hala okula giderken agliyor hala bize yapisiyor neden alisamadi anlamiyorum gerci hocayla konusunca participate ediyor cok mutlu diyor ama gazel okuyor da olabilir. Ms Mai'i gercekten cok seviyorum ve umarim hakediyordur sevgimi ve kizima iyi bakiyordur gercekten.
Cok guzel bir fizigi var,  cok guzel bir kadin, bir Cinliye gore cok uzun boylu, konusmasi cok sevimli, ses tonu, ve cocuklara kotu birsey yapmasi mumkun degilmis gibi gozukuyor.
Engelli bir kizi oldugu icin cok uzuluyorum onun adina, Allah yardimcisi olsun ve Allah cocuklarimizi korusun hep.

Sena this (ingilizce), heda (arapca), orda (turkce) diyor, cok komik
arapca keske anadili olan birinden duysa ve surekli arapca konussa, cunku Mesi sasirdi kendini,  Sena ile Turkce ve Ingilizcede karistiriyor
Giyas da sasirdi ingilizce turkce ve arapca konusuyor cocuk iyice maymuna cevrilmis durumda. Hala onunla anlasamiyoruz ve cok uzucu bu benim icin.
Anlamiyor beni yada anliyor ama cevap veremiyor.

Bugun ilk kez (en azindan ben duydum ilk kez) sena fi cis dedi ve hemen lazimligina goturduk ve cis yapti. Sonrada altinda bez oldugu halde yatagimiza isedi o ayri ustelik dun gece yine uyumayip giyas 3. kez bezini degistirirken bir kez daha isemis yatagimiza!!!

Dolayisiyla bugun cisim var dedi diye erkenden sevinecek degilim!!!

Kuzumum sarki soylerkenki halini videoya cekmistim onu unutmadan koyma lazim buraya

Tatile yaklasiyoruz ve ben daha hic bir sey yapmadim cok isim var cooookkk

6 Mayıs 2011 Cuma

2-3 Yas Arasi Psikolojik Gelisim

Internetten buldum begendim burada paylasiyorum.
Bebeklikten çocukluğa geçiş dönemidir. Artık yürümeye ve konuşmaya başlamış olan çocuk, pasif ve bağımlı olmaktan kurtulmak ister. Herşeyi araştırmaya, ellemeye başladığında kısıtlamalarla karşılaşır. Ancak engellenmeye karşı çıkar, söz dinlemez, inatçı ve öfkeli olur. Kendini yere atıp tepinir, başını duvarlara vurur, hatta kendini kusturur. Böylece anne ve çocuk arasında bir çekişme başlar. Çocuk, bağımsız olmaya çalışırken ne kadar çok şeyi yapamadığını da farkeder. Annenin yardımına hala muhtaçtır. Bu nedenle boyun eğme ile baş kaldırma arasında bocalayıp durur. 

Karşıt duygular arasındaki bu gidiş geliş en belirgin olarak 
tuvalet eğitimi ve beslenme konusunda ortaya çıkar.
Artık tuvaletini istediği zaman tutup istediği zaman bırakabilen çocuk, bundan haz alır. Dışkısına kendinin bir parçası ve değerli bir nesne gözüyle bakar. Kirli bezinden rahatsızlık duymaz, hatta sıcaklığından ve kokusundan hoşlanır bile. İşte bu dönemde eğer temiz ve titiz bir anne tarafından baskı ve zorlamayla karşılaşır ve bağımsızlığı engellenirse, ya anneye karşı direnip olmadık yer ve zamanda yapacak, ya da onu memnun etmek için boyun eğecektir.
Anneye direnen çocuklar ilerde inatçı, boyun eğenler ise titiz ve düzenli bir kişilik geliştirirler. Bazen de çocuklar büyümeyi reddeder ve bezine yapmayı sürdürür. Genellikle kardeşi olan çocuklarda bu duruma sık rastlanır. Bezini bırakmayı istemeyen çocuklara karşı anlayışlı olmalı, onların kendi dışkılarını bizim gibi “pis” olarak değil de kıymetli olarak değerlendirdiği bilinmelidir. Tuvalet eğitiminde en önemli nokta, çocuğun istekli olmasıdır. Biyolojik yönden hazır olsa da tuvaleti henüz kullanmak istemeyen çocuk zorlanmamalıdır.

2-3 yaşta anne ile olan çatışma
 
beslenme konusunda da sürer. Bizim toplulumuzda yemek konusunda israr adeti vardır. Misafirimizi iyi ağırlamanın yolu ikramdan geçer. Bunu çocuklarımıza da uygularız.
Onu sevdiğimizi, iyi baktığımızı ifade etmenin bir yoludur iyi yedirmek, belki bu şekilde kendimizi de daha iyi hissederiz, çünkü görevimizi yapmışızdır.
Ancak bağımsız olmaya çalışan bir çocuğu zorlamak, direnmesine fırsat vermektir.
Çocuklar, aynı tuvalet eğitiminde olduğu gibi zorlanmaya tepki olarak yemeyi reddedebilir. Bunu yemeği ağzında tutarak ya da tükürerek yaparlar. Titiz anneler, çocuk yerken döküp saçacak endişesiyle çocuğun kendi yemesine izin vermek istemez. Mükemmelliyetçi ya da sabırsız anneler de çocuk çabucak ve en fazla miktarda yesin diye ağzına besler. Oysa yapılması gereken en doğru şey, yemeği tabağına koyduktan sonra (çocuk daha açken) çocuğun yiyeceğiyle tanışmasına, onu elleyip ağzına götürmesine, ya da eline kaşığı verip kendi kendini doyurma başarısını tatmasına izin vermektir. Çocuk hevesini aldıktan sonra ise anne beslemeye devam edebilir.
2-3 yaş arası, çocuk için bocalama ve kararsızlık dönemidir. Bebek mi, büyük çocuk mu olduğuna karar vermeye çalışmaktadır.
Çocuğunuz öfkelendiğinde;
İnatlaşmayın, bunu kazanılacak ya da kaybedilecek bir savaş gibi görmeyin.
* İlgisi başka yöne çekin.
* Onunla tartışmayın, sabırla öfkesinin dinmesini bekleyin. Bu sırada ilgisiz kalın.
* Olumsuz davranışı bittiğinde yeniden ilgilenin. Neden istediğini yapmadığınızı anlatın.
* “Şimdi böyle olursa ilerde ne olur!” gibi bir korkuya kapılıp 2 yaş çocuğunu cezalandırmayın. Unutmayın ki bu yaşta duygular çok değişkendir. Bir anda ağlayıp bir anda susarlar. Dikkatlerini başka yöne çekmek çok kolaydır.
Bu dönem, “Sorgu çağı”dır. “Bu ne?”, “Niye? Neden?” sorularını sıkça sorar. Bıkıp usanmadan sorularına cevap vermeye çalışmalısınız. Çok yorulduğunuz zaman, içtenlikle bunu ifade edebilirsiniz: “Artık yoruldum. Sorularını cevaplamaya daha sonra devam edeceğim. Şimdi biraz dinlenmeliyim” 
* Kalem tutarken el seçimi belirginleşmeye başlar. 4 yaşa kadar tamamlanır.

Unutmayın ki herkes sağ elini kullanmak zorunda değildir. Sol elini kullanmak konusunda baskı yapmayın, çünkü bu seçim psikolojik değil fizyolojik kaynaklıdır.
2.5 yaş çocuğu ortalığı dağıttıktan sonra temizlemeye, toplamaya bayılır. Sorumluluk duygusunu öğretmek için bu dönem çok uygundur. Ona yardımcı olarak toplamasını talep edin.
* Gurur, kıskançlık, utanç, suçluluk duyguları 2 yaşın sonunda gelişir.
* Mutluluk, öfke, üzüntü, korku konusundaki değişimler, gelişen bilişsel kapasiteyi yansıtır. Önceden fark edemediği, algılayamadığı durumları artık tehlike olarak anlar. 2-4 yaş arasındaki çocuklar karanlıktan, köpekten, yılandan, kaynağını bilmediği yüksek seslerden korkar.

Korkular
Çocuğunuz korktuğunda onu sakinleştirmek için “Bunda korkacak ne var!” demeyin. Bu, onun duygusunu hafife almak, önemsememek olur. Onun yerine “Merak etme, ben senin yanındayım, seni korurum” diyebilirsiniz.
* Korkulacak şeylerden uzak tutmak, çocuğunuzu korumaz. Tersine, bilgilendirmek gerekir. Ancak şuna dikkat etmelisiniz: Çok fazla anlatmak da korkuyu kuvvetlendirebilir.
* “Koşma düşersin!” şeklinde sürekli yapılan uyarılar, bazı çocukları gereğinden fazla korkutup cesaretsiz, güvensiz yapabilir.
* 2 yaş çocukları oyunda işbirliği yapmazlar. Yanyana ama birbirlerinden bağımsız oynarlar. Çocuğunuzu diğer çocuklarla yanyana getirin, ama birlikte oynamak, oyuncağını paylaşmak konusunda baskı yapmayın. Seçim hakkı verin: “Hangi oyuncağınla arkadaşının oynamasına izin verirsin?”
* Bu yaşta sembolik oyun (-miş gibi) gelişir, örneğin sopaya atmış gibi davranır.

*Bu yaşın en büyük sorunlarından biri de “yatma sorunu”dur. Gece bir türlü uyumak istemezler, çünkü herkes daha eğlenirken onlar neden karanlık bir odaya girip eğlenceyi kaçırsın? Bu nedenle yatma zamanını eğlenceli hale getirmek faydalı olur. Ona banyo yaptırırken suyla oynatın, masallar okuyun, beraber ufak tefek bir şeyler atıştırın, vb. Böylece ona en çok ihtiyacı olan şeyi vermiş olursunuz: K e n d i n i z i .

5 Mayıs 2011 Perşembe

Masdar

Bugun sonunda gidebildim ve kesinlikle bayildim, cok calismak isterdim orada. Shaima,Aref ve Sasha'dan duydugum kadariyla cok calisiyormussun ve politikmis ortam ama neresi degilki? Bence orada calismak cok prestijli ve guzel bir deneyim olurdu.

Ben yinede calismak isterdim, mekan harika, soforsuz arabalar, organik market, sushi restoran, dogal enerji ortami ve daha henuz goremedigim bir cok sey, onlarida bir sonraki ziyaretimde kesfedecegim Shaima' nin da oldugu biz zamana denk getirip, ofislerini gormek istiyorum cunku.
Ve fotograf makinami unuttugum icin fotograf cektirmek icin gitmem gerek tekrar...

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Askim Sena Devam

Bugun kizimi okula birakabildigim nadir gunlerdendi. Ms Mai dun aramisti Sena neden okula gelmiyor diye, neyseki iyilesti kizim hafta basindan yani pazardan beri hastaydi, bogazi kotuydu ve atesi vardi.
Neyse kac ay oldu yine onu birakirken agladi ya delirdim cok duygulandim uzuldum, bu cocuk niye bu kadar korkak ve hassas oldum.Bana yapismasi ve aglayan gozlerle bakmasi aklimdan cikmiyor.
Neyseki ben gitmis gibi yapip sonra onu check ettigimde aglamayi coktan kesmisti.
Sinifina girdigimizde sarki soyluyordu ogretmeni all day long gibi su an muzigi aklimda ancak sozleri degil baktim cocuklar sarkinin sozlerini ogrenmisler en azindan nakaratini
ve Sena'da cit yok, sena hala Happy Birthday sarkisini bile soyliyemiyor, daha dogrusu soyluyor ve cok sirin soyluyor ve cok seviyor ancak kimsenin happy birthday dedigini anlamasina imkan yok, hapi bibi birseyler soyluyor ve baska sarkilarida soyluyor ancak kizimin ne dedigini anlamak imkansiz, galiba sinifinda konusamayan tek cocuk o kaldi, uc dil ogreniyor diye endise etmiyordum ama artik endise etmeye basliyorum. Hatirliyorum Georgia Sena'nin dogumgununde cok rahat ve net bir sekilde Happy birthday Sena demisti
Bugun sinif fotolarini gordum cok ama cok cici, alinca buraya koyacagim
Sena nerde, hadi , dustu, nice shoes,  yanlis hala tc yada play diyecekken pi pi diyor, battaniyesine de pi diyor, sut demesini biliyor allaha sukur, mai bazen su oluyor, guya birden uce kadar sayip go diyor, yolda duruyor elleriyle parmaklariyla bir iki uc yapiyir vahed tineyn talata diyip go diyip kosmaya basliyor.

Bu aralar yemek yemiyor hasta oldugu icin, co hareketli, hic yerinde durmuyor, surekli arayis karistirmak kesfetmek isinde.

Georgia ve baska bir iki cocuk potty trained olmus Sena hala koltuk, masa ustu, nereyi bulursa isemeye devam ediyor.
Ustelik evde cikartiyoruz bezini ama bazen yapiyor tuvaletine bazen yapmiyor.
Bu aksam (4-mayis-2011) senayi taragimi tuvaletin suyunun icinde karistirirken buldum, allahim dis fircamin nerde oldugunu da biliyor ve kim bilir ne kadar zamandir yapiyor bunu, zaten kendini banyoya kapatmayi cok seviyor hepimizden kacip.

Biraz terrible two etkilerini gormeye devam ediyoruz. Aglamalar, istedigini tutturmalar, oyle cok korkuyorumki onu iyi yetistirememekten, sabirsizim, bagirabiliyorum hemen, onu nasil korkusuz, guclu, salam karakterli yetistircem bilmiyorum.

 ve kotu haber... Dr. Pierre Temmuz ayinda ulkesine donuyor, nasil uzuldum anlatamam, Sena konusunda kafam rahatti ve ona cok guveniyordum, randevu almak kolaydi, beklemek yoktu, hastane nispeten temizdi ve Pierre cok tatli bilgili ve yakisikliydi, gercekten iyi bir doktor ve ona cok guveniyordum ancak bu ulkede yasamanin kotu yanlarindan biri olarak iyi bir sey cok uzun surmuyor ve insanlar gelip gidiyor...:( Doktor konusunda cok paniklemis ve sepresyona girmis durumdayim...

Gecen facebookta statume sunu yazdim; good news: my daughter is sleeping in her room finally bad news: now I am sleeping in her room, I want my bed back, what is wrong with these kids??? spoiled brats gercektende oyle hatunu odamdan attim diye sevinirken simdi uyumuyor diye ben onun yanindaki yatakta yatar oldu, bzen oda yetmiyor mecburen alip G ile ortamiza yatiriyoruz tabiki done done fisliya fisliya yattigi icin bize uyku vermiyor, yok yok bu  uyku ve yemek isi duzene girmiyecek Sena ile...

3 Mayıs 2011 Salı

Serenad


Zulfu Livaneli'nin son kitabini da zevkle okudum, hem egitici, ogretici hem de guzel surukleyici bir roman, tarihten bir cok alinti var cok az kisinin bildigi unutulmus uzucu hikayeler, kesinlikle tavsiye ederim.

2001 yılının Şubat ayında, İstanbul Üniversitesinde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran, ABD’den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner’i karşılamak üzere görevlendirilir. 

Profesör, 1930’lu yıllarda, İstanbul Üniversitesinde hocalık yapmıştır. Maya, profesörün isteği üzerine, bir gün onu Şile’ye götürür. Böylece, dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmış olur. Bu hikayeyi dinlerken, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir. 

Tarihte yaşanmış olaylar, son derece ilginçti. 
İlk olarak, Profesör Maximilian Wagner’in, Türkiye’ye gelişine sebep olan olayla başlamak istiyorum. Aslında profesör, saf kan Almandır. Ari deniyor. Geliş sebebi ise çok farklıdır. Ancak Türkiye’ye gelebilmek için diğer profesörlerle aynı nedeni kullanmak zorunda kalır.

7 Nisan 1933 de, Nazi hükümeti Profesyonel Kamu Hizmeti Düzenlenme Yasası’nı yürürlüğe sokar. Bu yasayla Nazi devletinin muhalifi olarak görülenlerin, yani Yahudilerin ve siyasi muhaliflerin dışlanması amaçlanmaktadır. 

Sonuçta, kamu hizmetinde çalışanlar, anne ve babalarının, büyükanne ve büyükbabalarının dinini belgeleyerek, "Ari" ırkından olduğunu kanıtlamak zorunda bırakılırlar. Bunu yapamayanlar işten çıkarılırlar. 

OSE bir Yahudileri kurtarma cemiyetidir. Başkanı da Albert Einstein’dır. Einstein, Ari ırktan olmadıkları için işten çıkartılan, 40 Alman ( Yahudi ) profesörün, çalışmalarına Türkiye’de devam etmesi için Atatürk’e bir mektup yollar ( Bu mektup, hem kitapta hem de internette var. ).

Mektup, önce dönemin Başbakanı İnönü’ye ulaşır. İnönü teklifi reddeder. Ancak bir süre sonra 40 değil, 190 Profesör Türkiye’ye gelir. Ülkeyi acilen Batılılaştırmak isteyen Atatürk’ün konudan haberi olmuş, bu profesörler onuruna davet bile vermiştir. Gelenler, İstanbul Üniversitesi’nin temellerini atarlar. 

Ernst Reuter, İskan ve Şehircilik Enstitüsü’nü. 
Dünya çapında bir besteci olan Paul Hin Demith, müzik sistemimizi. 
Fritz Neumark, İktisat Fakültesi’ni kurar. 
Erich Auerbach, dünyanın en önemli kitaplarından biri olan Mimesis’in yazarıdır.
Ernst Hirsch’in Pratik Hukukta Metot kitabı, hala hukukçuların başucu kitabıdır.

Mavi Alay Olayı:
İkinci Dünya Savaşı’na Türkiye katılmaz. Ancak; Almanya’yı destekler. O dönemde, Kırım Türkleri, Stalin’in baskısı altında ezilmektedirler. Bu arada Hitler, Rusya’ya savaş ilan eder. Ankara, Kırım Türklerini, Almanların yanında savaşmaları için ikna eder. 

Nazi ordusu için kılavuzluk ve istihbarat sağlamak amacıyla, Kırım Türklerinden oluşan, Mavi Alay adında bir askeri birlik kurulur.

Ancak, Savaşın seyri değişir; Hitler, yenilir. Mavi Alay askerleri, Stalin’den ve Kızıl Ordu’dan kaçmak için Avrupa içlerine göç etmeye başlarlar. Yakalandıklarında kurşuna dizileceklerini bilen sivil halk da onlara katılır. Avusturya’da, Drau nehri yakınlarına yerleştirilirler. 8. İngiliz Ordusu, Avusturya’yı işgal edince, İngilizlerin esiri olurlar. Rusya, İngiltere’den kamplarda tutuklu olan, Kırım Türklerinin iadesini ister. İngilizler, bu talebi kabul eder. 3000 kişi, Ruslara esir düşmektense, Drau nehrinin soğuk sularına atlayarak, intihar ederler. İngilizler, kalan 4000 kişiyi, trenlere doldurup, vagonların kapılarına tahtalar çakarak, açılmayacak şekilde kapatırlar. 

Tren, Türkiye’ye den, Türk askerlerinin gözetiminde geçerken; Ankara, yardım çığlıklarına kulaklarını tıkar ve sessiz kalır. Türk-Rus sınırına geldiklerinde, büyük bir çoğunluğu Kızılçakçak Barajının sularında intihar eder. Son kalan 2000 kişi de Türk askerlerinin gözü önünde, Rus askerleri tarafından kurşuna dizilir.

Maya Duran’ın anneannesi; Ayşe Hanım ( asıl ismi: Maya ), Kırım Türkü’dür. 

Struma Olayı:1941’de Romanya’nın Yaş şehrinde 4000 Yahudi, Hitler tarafından, öldürülünce bütün Yahudiler, ülkeden kaçmanın yollarını aramaya başlarlar. O sıralarda gazete ilanlarında ki sahte resimlere aldanarak, oldukça yüksek ücretler ödeyerek, aslında çok eski olan ve sahibi de Yahudi olan Struma gemisine binerler. Romanya’dan Filistin’e doğru yola çıkan, içinde 769 Yahudi’nin bulunduğu Struma gemisi, Türk kara sularında arızalanır. Savaşa katılmayan ama gizliden gizliye Hitler’i destekleyen Türkiye, Yahudilere yardım eli uzatmaz, İngiliz hükümetinin de etkisiyle ( Filistin, İngiliz mandası altındadır ) karaya çıkmalarına izin vermez. 

İki ay sonra Şile yakınlarında gemi, 769 yolcusu ile havaya uçurulur. 

Yapılan araştırmalarda, bölgede bulunan bir Sovyet denizaltısı tarafından, torpillendiği anlaşılır.

Profesör’ün eşi; Nadia, Yahudidir.

Ermeni Olayı:
27 Mayıs 1915 günü, yer değiştirme (TEHCİR) yasası çıkarılır. Ermeniler, göçe zorlanır. 

Bu olayın detayına girmiyorum, nasılsa hepimiz biliyoruz diye düşünüyorum.

Maya Duran’ın babaannesi; Samahat Hanım ( asıl ismi: Mari ) Ermenidir.

Konu, baştan sona kadar okuyucuyu avucuna alıyor. Livaneli’nin kaleminin gücü malum. Ancak bu kitapta çok daha farklı bir şey var. Bu farkı yaratan; anlatımın gücü mü, olayların geçmişle kaynaşmışlığı mı? Bilemiyorum. 

Örneğin Struma Olayını hiç bilmiyordum. İnternette araştırırken, bulduğum bilgiler içinde kayboldum, gittim. Mavi Alay için de aynı şeyi söyleyebilirim. Bilgisayarımın masa üstü, onlarca word belgesi ile doldu. 

Ermenilerin Tehcir edilmeleri olayının üstünde, çok durmak istemedim. Spekülatif bir olay olduğu ve rahatsızlık yaratabileceği düşüncesi ile. Sanıyorum ki her birimizin, konu hakkında, yeterli bilgisi ve oluşmuş bir karar düşüncesi vardır? Bu yüzden detaya inmek, gereksiz geldi.

Her üç olayda da Devlet, suç işlemişti. Sanki bir şekilde, Devletin işlediği suçlar temel alınmış ve uygun kurgu içinde anlatılmıştı.




Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesinde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duranın (36) ABDden gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagneri (87) karşılamasıyla başlar. 1930lu yıllarda İstanbul Üniversitesinde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şileye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir. Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor. Okurunu sımsıkı kavrayan Serenad'da Zülfü Livanelinin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz Dengesi.