14 Haziran 2010 Pazartesi

Hayalimdeki Ulke... İsviçre



Yıllarca görmek için can attım, daha gitmeden seveceğime emindim.

Gittim, gezdim, gördüm, beni hiç hayal kırıklığına uğratmadın İsviçre. 

Doğa aşığı biri olarak son 5 yıldır çölde yaşamanın verdiği bunalmanın da etkisiyle sana kavuşmak çok iyi geldi. 

Ondan önce de İstanbul’da hergün çevreyi, koca bir tarihi nasıl yok ettiğimize şahit olarak kahroluyordum. 

Hayalim doğayı seven bir hükümet tarafından yönetilen insanların yaşadığı, kimsenin çöpünü sokağa, denize atmadığı, mavinin ve yeşilin iç içe girdiği, dağların tepesinde beyaz örtülerin olduğu, herşeyin doğalının yetiştiği bir ülkede yaşamak.

Çok mu şey istiyorum?

Biz Türkiye’den kaçtık derken (o güzelim ülkenin katledilmesine her gün şahit olmak çok acı verici) Tanrı bizi çöle gönderdi. 

Çölde olsa bir ada en azından ve bu ülkenin kurucusunun yeşile olan sevgisi yüzünden istenirse bir çölün bile nasıl yeşertilebileceğini gördüm ve olanı yok edenlerden utandım. 

Ancak dağı, tepeyi, dört mevsimi çöle getirmek imkansız. 

5 yıldır kar görmeyen biri olarak sonunda gittim Heidi’nin diyarına.

Ne kadar iyi geldi, ne güzel korumuşlar 1700 yıllarından kalma evleri, sarayları, şatoları…

Kendimi mükemmel bir tablonun içinde gibi hissettim, her karesini fotoğrafla saklamak istedim, hangi köşesini çekeceğimi şaşırdım.

Mis gibi bir hava, tertemiz çektikce içime ciğerlerimin temizlendiğini hissettim, soğukta işledi içime, oh nasıl da özlemişim üşümeyi. 

Klimalı ortamlarda üşümeye benzemiyor kesinlikle, boşuna dememişler herşeyin doğalı makbüldür diye.

Ben kurallara inanan bir insanım, İsviçre’de kurallar var ve en güzeli insanlar buna uymaya mecbur olduklarını biliyorlar, kurallara uyunca da çok daha medeni bir ortam doğuyor yaşamak için.

Çikolatası, peynir fondue’sü, kayak merkezleri zaten dünya çapında tanınmış, ne kadar güzel olduklarını anlatmama gerek bile yok.

Sonra İsviçre’de yaşayan arkadaşlarımı ziyaret etmişim, konuşmuşuz paylaşmısız kısa da olsa.

Tanıştığımız günden beri birbirlerine anlatıp durduğum eşim ve Carla’yı nihayet yüz yüze tanıştırabilmek de çok keyifliydi, sanki birbirlerini uzun yıllardır tanıyormuş gibiydiler. 

Birbirlerini överken hiç abartmadığımı, ikisinin de uydurma arkadaş (imaginary friend) olmadıklarını kanıtladığım için ben de rahatladım.

Sözü daha fazla uzatmadan sizi aşağıdaki fotoğrafla baş başa bırakıyorum.

Ben de bir gün bu ülkede bir süreliğine de olsa yaşayabilme hayallarime geri dönüyorum.




Kendime bir liste yaptım, yapmaktan hoşlandığım ve hoşlanmadıklarım, ileride kimbilir yenilerinin ekleneceği bazılarından vazgeçeceğim. 

Sizin listenizde neler var paylaşırsanız sevinirim.

Sevdiklerim:

Sevdiğim köşe yazarlarını okumak,

Kız arkadaşlarımla evde sinema gecesi yapmak, gece dışarı çıkmak,

Salı günleri netball oynamak,

Facebook’ta casusluk yapmak,

İstanbul’da turist olmak,

Tabu, tavla oynamak, bisiklete binmek,

Beach voleybol oynamak,

Çikolata yemek,

Denise sayesinde iyi bir komşuya sahip olmanın tüm avantajlarından yararlanmak,

Dans etmek, dans gösterileri izlemek,

Film ve müzik festivali olduğunda kendimi konser ve filmlere adamak,

Sanem hoca ile step yapmak,

Masaj yaptırmak,

Zeki ile macro çalısmak,

Eski dostlarla buluşmak, sohbet etmek,

Kızım uyandığında onu yataktan alacak ilk kişi olmak,

Kızımı öpmek,ona sarılmak, onu uyurken,uyanıkken izlemek, 

Sevdiğim arkadaşlarımdan mail almak,

Yazımı tamamlayıp teslim etmek,

Ilık esen rüzgarın eşliğinde ağaçların altında hamağımda sallanırken kitap okumak,

Düşük bütceli az tanınmış ama etkileyici filmler seyretmek, 

Yeni mekanlar, şehirler ve ülkeler keşfetmek, yeni tatlar tatmak, yeni şarkılar dinlemek, yeni şeyler öğrenmek,

Farklı ülkelerden farklı insanlarla tanışmak, onların ilginç hikayelerini dinlemek,

Yurtdışında yaşadığım için Türkiye’den kitap ve yemek siparişlerimin elime geçtiği sevinç anını yaşamak,

Eğlenceli arkadaşlar eşliğinde hafta sonları uzun süren ve bol ceşitli bir brunch yapmak.


Sevmediklerim:

Kızıma yemek yedirmeye çalışmak,

Tuvalete gitmek,

İşe gitmek dolayısıyla kızımla yeterince vakit geçirememek,

Dip boya, manikür ve pedikür yaptırmak,

Tembellik etmek,

Çok istediğim halde Arapça ve İspanyolca konuşmayı hala öğrenememek,

Bir türlü isteyipte master yap(a)mamak,

Kilo vermeye calışmak,

Temizlik yapmak,

Simit, peynir ve çay üçlüsü dahil bir çok nefis Türk yemeğine hasret kalmak,

Çok uyumak,

Sevdiğim bir konseri,iyi bir fırsatı ya da istediğim herhangi bir şeyi kaçırmak,

Her gün ne giyeceğime karar vermek,

Alışveriş yapmak,

Planlarımı sürekli ertelemek,

Kararsız olmak,

Beklemek, bekletilmek.

Hoşça kalın...

Haftanın kitabı: Anneyim Ben

Haftanın filmi: Date Night

Haftanın şarkısı: One Love


Nilgün
2010-06-14
Bu yazı 8141  kez okundu.
YORUM: 16.06.2010
Nilgüncüm Isvicrede seni görmek cok ama coook güzeldi!!!!

Evet düzeni, dogasi ve yasam standardi cok etkileyici ama ne var ki su havasi insani kahrediyor. Soguk+sis=bunalim!

Ama yinede böyle güzel bir ülkede yasayabilme keyfini yasiyoruz. Her ne kadar kiymetini bilmesekte..... (ama sevmiyorum ben burayi yaaa) öpüyorum sevgiler caniimmm!!!!
YORUM: 16.06.2010
sogar unter den Zeki, dass sie nicht wie sich mit einer Makro, das Sie schreiben konnte Arbeit
Wie Sie Enter Deutsch Version Ich bevorzuge ich deutsch zu schreiben ..
Diese sehr lustig :)

16 Nisan 2010 Cuma

Ben de Bakımlı Bir Kadın Olmak Istiyorum...


Geçen Cuma dibe vurduğum gündür.

Artık bir şeyler yapmalıyım.

Bana kızanlar olabilir şimdi söyleyeceklerime. 

Önemli olan iç güzelliktir ya da sen şişko değilsin gibi şeyler söylemeyin boşuna lütfen çünkü ben de işe yaramıyor, keşke yarasaydı.

Doğumdan sonra kilolarımdan hala kurtulamadım. 

İşin kötü tarafı fazla kilo üzerine hamile kalmıştım. 

Hamilelikten sonra aldıklarımı versem bile en az bir 5-6 kilo daha vermem lazım.

Yok beceremiyorum. 

Eskiden en fazla 3 gün süren rejim yapma denemelerim yarım gün bile sürmez oldu.

Rejim lafı kafamdan geçtiği anda bende yemek yeme hissi uyandırıyor.

Ve kabul ediyorum iradesi zayıf bir kadınım.

Hayatımda ilk defa istediğim kiloya geldiğimde kendiliğinden olmuştu hiç bir şey yapmadan. 

Çok mutluydum ancak kısa sürdü o günler.

Önce yemek diyarı Abu Dhabi’ye taşındık, deli gibi spor yapsamda buranın tembel yavaş temposu benim metobolizmayı da yavaşlattı. (Açık büfelerde tıkınmamın hiç bir suçu yok!)

Birde 2.5 kilo çocuk doğurmak icin 22.5 kilo alınca olanlar oldu.

18 kilodan çok çabuk kurtuldum neyseki fakat hamilelikte aldığım 4 kilo o kadar inatçıki imkanı yok gitmiyor.

61.1 seviyesinde büyük bir direnç var.

Bir kez test etti ve kıramadı, üzerinden 5 ay geçti yanına yaklaşmadı bir daha kilom.

Destek noktası diye bir şey yok, yukarıya doğru sınırsız, dikkat etmesem uçacak.

Altın, dolar gibi satılsa kilolarım en iyi getirisi olan yatırım aracı olurdu inanın bana.

Üzüldüğümde kilolar yukarı, sevindigimde yine yukarı,..

61.1 noktasını bir kırabilsem sanki kilolar hızla düşecek gibi geliyor, tabii sevincimi bir dilim tatlı ile kutlamaya karar vermezsem.

Ben de fazla kilolarımı verene kadar yeni kiyafet almamaya karar verdim ve sanki şişmanım diye güzel giyinmeye hakkım yokmuş gibi hissediyorum asıl sorun hiç bir şeyi üzerimde yakıştıramam aslında.

Öyle olunca ben anlayacağınız hamile kaldığım günden beri pasaklı pasaklı dolaşıyorum. 

Bol kıyafetler iddiasız, olabilecek en rahat ayakkabılar ile.

İnsan önce kendi vücüdunu beğenmeyince kıyafetlerine de önem vermiyor, kıyafetler ve vücut iyi olmayınca saça başa da önem vermiyor

Bir bırakma kendini bir kendinden vazgeçmiş dünyaya küsmüs haller sormayın gitsin.

Herşeyi o 10 kiloyu verdikten sonraya programlama hali.

O gün mucizevi bir şey olacak ve ben balkabağından bir prensese dönüşeceğim sanki.

Yahu bırak dönüşümün yavaş yavaş olsun. Önce başka şeylerden başla, bir kendini iyi hisset belki devamı gelir değil mi?

100 gram versem bir rahatlık çöküyor üstüme ve hemen bunu bir çikolata ile kutlamak hissi uyanıyor bende.

Yanlış bir bakış açısı tabiki, kadın kaç kilo olursa olsun her zaman bakımlı olmalı yalnızca kadınlar değil,erkeklerde.

Ben böyle paçoz halde takılırken bakıcımızın izin günü olan Cuma günü karşıma öyle bir çıktı ki o an kafama dank etti.

Hangimiz bakıcı belli değildi. 

Ben bakıcıdan çok temizlikçi gibi görünüyordum diyecekken tutuyorum kendimi, kendine saygısı olan çok şık giyinen temizlikçilerde gördüm yani düşünün işte halim onlardan da berbattı.

O günden sonra kendime keyifle büyük beden kıyafet alırmıyım hala bilmiyorum ama biraz daha dikkat etmeye ve kilo kaybetmek için ekstra çaba sarfetmeye karar vermiş bulunuyorum onbin birinci kez, hadi hayırlısı…

Not: Sizce Nilgün şu an kaç kilo? Hesabı yapabildiniz mi?

Siz hiç yanlış meslekte olduğunuzu düşündünüz mü?

Sevmediğimiz işleri neden yapmak zorunda kalırız?

- Parası iyidir,

- Alışmışsınızdır, değişiklikten korkar hale gelmişsinizdir,

- Fazla seçim şansınız yoktur,

- Arkadaşlarınızdan memnunsunuzdur ya da patronunuzdan,

- Güvenli olduğu için başka bir işe grip işsiz kalmayı göze almak istemezsiniz,

- Şu an yaptığınız iş asıl yapmak istediğiniz işten daha popüler veya saygınlık uyandıran bir iştir.

Hadi çekinmeyin söyleyin, sizin nedeniniz bunlardan hangisi, ya da hangi nedeni eklemek istersiniz bu listeye?

İşinden memnun olanların sayısı çok azdır çünkü kiminle konuşsam herkes aynı şeyden şikayetçi.

Ben bu işte olmamalıyım!

Yanlış anlamayın, çalışmayı sevmeyen insanlardan değil yaptığı işi sevmeyen insanlardan bahsediyorum.

İşinden memnun olan nadir insanlar da yok değil tabiki. 

Kimisi idealinden vazgeçmemiştir, yeri gelmiştir sürünmüştür ama sonunda istediği işi yapıyordur.

Ya da bir süre sevmediği işi yaptıktan sonra, yeter artık deyip, gözünü karartıp, herşeyi bırakıp istediği mesleği seçebilmiş insanlar da yok değildir.

Tanıdığım bir kaç insan var, benim gibi aynı bankada calışmış Hülya mesela, yıllar sonra kendi işini yapmaya başladı. 

Bir arkadaşı ile ortak t-shirtler yapıp pazarlıyorlardı en son, eminim işi daha da büyütmüştür şimdilerde.

Ya da bankacılık gibi bir çok kişiye göre iyi ve klas sayılan bir mesleği bırakıp, kendine restoran yada kahvehane tarzında yer açan insanların hikayelerini duyarız.

Tabii ki bu işler daha az çalıştırmayı gerektirmiyor ancak yaratıcılığınızı geliştiren, benim işim diyebileceğiniz, sahiplenebileceğiniz, daha önceki deneyimlerinizi birleştirip sevgi ile harmanlayabileceğiniz bir işe sahip oluyorsunuz.

Belki 9-6 çalışmaktan daha çok çalışıyor ve yoruluyorsunuzdur, ancak sizi mutsuz etmiyordur.

Bir başka örnek olarak eşim ile tanışmama vesile olan Yonca hocayı verebilirim. 44 yaşında çok iyi olan işini bırakıp dans hocası olmaya karar verdi ve işinde çok başarılı.

Sonra kuzenim Ebru erken evlendi erken çocuk sahibi oldu. Uzun süreler hiç çalışmadı.

Dört sene önce kıyafet mağazası açtı. Bir iş kadını oldu. Mal alıyor, satıyor, pazarlıyor, muhasebesini yapıyor, kendi parasını kazanıyor nihayet. İşe önce güzel, yaratıcı, zevkli takılar yaparak başladı sonra ilerletti. Bir ara kahve işletmesi işine soyundu.

Bu insanlara hayranım ve hepsinin önünde şapka çıkarıyorum.

Her ne kadar sürekli işinde vızıldayıp şikayet edenlerin önde gideni de olsam burdan çıkartmak gereken; “ağlamayı bırak, kendin için bir seyler yapmaya bak”.

İyi haftalar.

Haftanın Kitabı: Alya, Sevgilim ve Ben

Haftanın Filmi: Valentine’s Day

Haftanın Şarkısı: 3 words

Nilgün
2010-04-16
Bu yazı 11653  kez okundu.